Yazarlarımız
Tüm Yazılar

Üyelik


Kimler Sitede
Şu anda 1 konuk çevrimiçi,
Sayaç Bugün
Bugün Gelen Ziyaretçi:
27
Sayaç Bugün
Bugünkü Sayfa Gösterimi :
57
Sayaç Bugün
Dün Gelen Ziyaretçi:
27
Sayaç Bugün
Dünkü Sayfa Gösterimi:
57
Sayaç Bugün
Toplam Gelen Ziyaretçi:
1423857
Sayaç Bugün
Toplam Sayfa Gösterimi:
12548271

En Çok Okunan Yazılar
Bulgaristan’ın Kalaycı köy , Kınalı köy , Düşdübak köy (Dişbudak) , Karagöz köy , Ağmaç köy , Topal köy , Razgrat ve Şumlu civarından gelen göçmenlerl...

En Yeni Yazılar






Atatürk ve Türkiye
Anasayfa
Fotoğraf ve Videolar
Künye
İletişim

Kurşunlu Coğrafyası

Eklenme Tarihi: 23.8.2010

           Köyümüz coğrafi bölge olarak tipik bir bölgenin iklimi değilde Marmara ve Batı Karadeniz iklimlerinin ortak özelliklerini taşır.Bu özelliğinden dolayıda tabiatı oldukça zengindir.Hem Karadeniz bölgesinin fındığı hem de Marmara bölgesinde yetişen hurmaya kadar çok geniş bir bitki örtüsüne sahiptir.

 

Köyümüzün güneyinde bulunan Kurşunlu kayası bile bu bereketten nasibini almış sanki , sadece taş gibi görünmesine rağmen üzeri yemyeşil bir bitki ve ağaç örtüsüyle kaplıdır.

 

Köyümüzün güneyi oldukça yüksek deniz seviyesinden aşağı yuları 1050-1100 mt yüksekliğe ulaşmış bir kaya , Kuzeyide sanki kayaya inat dümdüz bir ovadır.Batı kısmı genellikle çam , gürgen , ıhlamur ve kızılcık ağaçlarından oluşan ve ovanın bitiş noktasından başlayarak yükselen bir dağla çevrilidir.

 

Şimdi biraz bu dağlardan , ovadan ve Kurşunlu kayasından ayrıntılı bahsedelim. Kurşunlu kayasının deniz seviyesinden yüksekliği 1050-1100 mt. civarındadır.Çoğu noktasına çok sarp olduğu için ulaşılamaz.  Kayanın rengi kurşun rengine benzer.Zannederim köyde ismini buradan almış olabilir. Karşıdan bakıldığında sırf taş gibi görünmede üzerinde çok sayıda bitki ve hayvan türü yaşar.

 

Köyün ilk kurulduğu yıllarda kayadan tırpan ile ot biçip demet demet hayvanlara taşındığı anlatılır.Artık üzeri ormana yakın bir biçimde ağaçlanmıştır.Üzerinde, doğu kısımlarında genellikle bodur, pırnal, ardıç , sakızlık , dişbudak ve ismini bilmediğim bodur ağaç türleri ; batı kısmında ise yarmalar diye tabir edilen bölgelerinde de ıhlamur , fındık , gürgen , kızılcık , ağırlıklı ağaçlarla kaplıdır.

 

Bitki olarakta bizim oralarda eskilik otu diye bilinen ot , eğrelti otu ve çok büyük yapraklı otlarla kaplıdır. Yarmalar dediğimiz kısımda bir adette mavi sedir ağacı mevcuttur.Oraya nerden gelmişse benim çok dikkatimi çeker ve mükemmel bir görüntüsü vardır.

 

Kayanın çok sarp olmasından dolayı birçok hayvana da özel korunak oluşturur.Özellikle son yıllarda nesli tükenmek üzere olan keklikler için güzel bir koruma alanıdır.Çok az sayıda kalan keklikler bu kayada yaşamlarını sürdürürler.Önceleri çok sa yıda kartal da mevcuttu fakat son yıllarda kartallarda neredeyse tamamen kayboldu.Şimdi pek gözükmüyorlar.

 

Kayanın yarmalar diye tabir edilen mevkilerinde puhu kuşu , yaban güvercini , yarasa ve küçük gece bülbüllerine sıkça rastlanır.Kaya dibindeki ıhlamur ve kızılcık ağaçlarından bizim köylülerin dışında civar köylerde önceleri ihtiyaçlarını giderirlerdi.Ihlamur mevsimi kaya dibi insanla dolardı.Artık ıhlamur ve kızılcık toplayan pek kalmadı.

 

Kurşunlu’nun akarsuyu yoktur.Sadece D.S.İ’nin 1962-1963 yıllarında açtığı kurutma kanalı mevcuttur.Bu kanal ovanın tam ortasından geçer.Kış aylarında ovada biriken su bu kanal vasıtasıyla Gölpazarı’ndan geçen çayla birleşerek tahliye edilir.Böylece ovanın su tutması önlenmiş olur.Yaz ayları sulama mevsimi olduğundan ve yağış olmadığından kanalın büyük bölümü kurur.Kurşunlu Göl Ovası olarak bilinen ovanın güneyinde dağla ovanın birleştiği tatlı bir etekte kurulmuştur.

 

 

Geçimini bu ovadan ve hayvancılıktan sağlar.Son zamanlarda meyvecilik te yavaş yavaş yapılmaya başlanmıştır.Genellikle vişne , kiraz ve ceviz fidanı dikilmeye başlandı.İklim olarak birçok meyvenin yetişmesi mümkündür.

 

Yıllar önce fidanlıklar diye bilinen mevkiye ziraatın diktiği ve her parsel için 10’ar elma ve birer adette armut ağacı ilk yıllarında mükemmel meyve vermişleridir.Bakımsızlıktan dolayı şimdi sayılı sayıda elma ve armut ağacı kalmıştır.

 

Göl Ovası’nın Kurşunlu’ya ait olan kısmı 4800 dönüm civarındadır.Bu arazi 101 hissedar tarafından ortak alınmış ve her hissedara ovanın her yerinde eşit olacak şekilde , paylaştırılmıştır.Aşağı yukarı her hissedarın 48’er dönüm yeri vardır.Daha önceleri Göl arazisi Göl hissesi diye alınıp satılırdı.1983 yılında Tapu Kadastro’nun geçmesinden sonra her parçanın ayrı ayrı tapusu olmuştur.Şimdi ayrı ayrı da satılıyor.Bu Göl hissesine köy altları dahil değildi.

 

Bu ovadan başka Vayıs adıyla anılan köye 7,5 – 8 km uzaklıkta bir ovamız daha vardır.İleride daha ayrıntılı olarak anlatılacak ama kısaca ovalardan bahsederken ondan da bahsedeyim.

 

Burada da 1500 dönüm civarında arazi vardır.Burası köye uzak olduğundan şimdilerde pek fazla eken yoktur.Bu ovada da akarsu mevcut değildir.Sadece vayıs kuyusu olarak bilinen sarenli bir kuyu vardır.Bu kuyudan sadece hayvan sulama ve içme suyu olarak yararlanılır.Bu arazi çobanlar için çok elverişlidir.Kış aylarında köydeki sürülerin çoğu burada kışlar.

 

Kurşunlu’nun etrafının dağlarla çevrili oluşu köyümüze ayrı bir güzellik katar.Gölpazarı’nın en güzel köylerindendir.Bu güzelliğini de doğasına borçludur.Şimdi köyümüzü mevki mevki gezelim.


BOSTANCI YAKASI

 

Burası Gölpazarı – Yenipazar karayolunun geçtiği Taşburnu diye adlandırılan mevkiden başlar.Köyümüzün doğu sınırının da başlangıç noktasıdır.Bizim köye ait kısmı yakanın kuzey kısmı yani ovaya bakan tarafıdır.Köyümüzün güney sınırıda bu tepeyi takip ederek ta Bostancı mezarlığı’na kadar tepeyi takiben gelir.

 

Bu yaka 1980’li yılların başından itibaren koruma altındadır.Buradan odun kesmek ve hayvan otlatmak yasaktır. Korunmaya alınmasının nedeni köyü olası sel baskınlarından korumak ve erozyonu önlemek amaçlıdır. Buranın bitki örtüsü korumaya alınmadan önce bodur çalılardan oluşuyordu.

 

Korumaya alındıktan sonra çok mükemmel bir orman oluştu.Genelde meşe ağırlıklı olup ardıç , pırnal , sakızlık tek tük çam ve kızılcık ağaçlarından oluşan bir orman olmuştur.Şimdi artık bu yakadan sel gelmemektedir.Ağaçlandırmanın faydalarını görmeye başladık.

 

Bu yakada daha önce kullanılan fakat şimdi ormana bırakılan araziler vardı.Bunlar sahiplerinin adlarıyla anılan mevkiiler olarak anılırlar.Bunların bazıları şunlardır.Çingenenin tarlası , Demirdayıların tarla , Hüsnü Aga’nın tarla , Bakinin tarla , Çokşükrülerin bağ , Kancık Ali’nin kirazlar ve Mustabey’in tarla gibi isimlerle bilinirler.Şu anda bunların hiçbiri kullanılmıyor.

 

Bu yakanın köyün üstüne gelen kısmında iki tane büyük dere vardır.Bunların doğu kısmında olan Muhtarağalar’ın evinin üzerindeki kaynaklı dere diğeri daha sarp ve derin olan batıdaki koca dere ‘dir.Kaynaklı derede yakın zamana kadar hayvanları sulayacak kadar akan ve ağaçtan bir oluğu olan bir kaynak vardı.Fakat bu su kaynağı şu anda kurumuş durumdadır.

 

Koca dereninde Bostancı mezarlığına çıkan eski yolun yanındaki derenin başında da yaz aylarının ortalarına kadar su bulunan ve ufak ufak kaynayan küçük göletler vardı.Şuanda bunlarda kurudu.

 

Koca derenin en üst başında Hu kayası diye bilinen çok sarp bir kayalık vardır. Buraya Bostancı yolundan çok rahat çıkılır. Bu noktadan köyün ve Gölpazarı’nın manzarası muhteşemdir.

 

Bu tepenin yanından Bostancı yolu Bostancı tarafına sarkar.Tam bu noktada Bostancı mezarlığı vardır.Bu mezarlıkta çapı bir metrenin çok üstünde 3-4 tane çok yüksek karaardıç ağaçları vardı.Şu anda herhalde insanlara boyun eğmiş olacaklar ki onlar da kayboldu.

 

Bu iki derenin başlarına köyün üst kısmına paralel bir kanal 1970’li yılların başında D.S.İ tarafından yapılmıştır.Köyü koruma kanalı adı verilen bu kanal köyü ani sel felaketlerinden korumak için yapılmış ve hâla görevini yapıyor.

 

Kurşunlu’nun hemen güneyinde bayır diye adlandırılan , şirin bir tepe vardır.Köyün hemen dibinde olması nedeniyle köye gelen misafirlerin köye yukarıdan bakmak amacıyla çok sık ziyaret ettikleri bir mekandır.

 

Bu tepede daha önce davarları tuzlamak için kullanılan doğal olarak bulunan ve üzeri düz olan kayalar vardı.Bunlara tuz taşları denirdi.Bu tuz taşlarının üzerine kepek , tuz ve acıbiber tozundan oluşan bir karışım , ilk baharda verilmek üzere dökülür ; hayvanlarda bu taşlardan bu karışımı yalayarak yerlerdi.Bunu amacı kıştan çıkmış hayvanların iştahını açmak idi.Şuanda böyle bir uygulama zannederim yapılmıyor.

 

Bayırda bu koruma alanının içinde kaldığından şu anda buraya hayvan girmiyor.Şimdi burada köyün su ihtiyacını karşılayan iki adet su deposu bulunuyor.Bu tepenin arka tarafında da köyümüzün eski mezarlık bulunuyor.

 

Bu mezarlık dolduğu için şu anda kullanılmıyor.Fakat tel örgü ile çevrili ve ağaçlandırılmış şekilde korunuyor.Bu eski mezarlığın hemen yanında kayanın dibindeki düzlükte büyük bir ceviz ağacı vardı.Çocukluğumda bu ceviz ağacının kovuğunda çok oynamıştım.O da tarihe yenik düştü şu anda o da kayboldu.

 

Şu anda köyümüze yeni mezarlık hizmet veriyor. Biraz özel olacak ama yıllardan beri Kurşunlu’yu güzelleştirme adına her defasında kendi aramızdaki konuşmalarımızda dile getirdiğim bir konu vardı. Bu da şu:

 

Bayırı “lak” leyerek burasının bir mesire yeri haline getirip köye bir gelir sağlamak.

 

Bu dönem buna başlandı fakat yine sanki gönülsüz yapılan iş gibi bir iki dozerle yol açılmış fakat ne ağaçlandırma nede düzenleme mevcut değil.İnşallah başlanmış sonu da gelir.Benim hayalimde cennet gibi bir piknik yeri olabilir.Bu iş için birazcık Kurşunlu’yu sevmek ve de birazcık fedakarlık ve gayret bu iş için yeterli.Gönüllü arkadaşlar arıyorum ve ben her zaman için varım.

 

Eski mezarlığın üstünde koca dereye doğru Emine taşı diye bilinen bir mevkii vardır. Burası Bostancı yolu tarafından ikiye bölünür. Bu yolun kenarından köydeki evlerin dışlarını sıvamak için ak toprak çıkartılır. Buraya ak topraklık denir.Emine taşı iki adet büyük kayadan oluşur.

 

Eski Bostancı yolunun hemen kıyısındadır.Emine taşından itibaren Kurşunlu kayası tüm azametiyle başlar.Ta ki papazlar denilen mevkice kadar.Eski mezarlığın kıyısından Göldağı yolu Bostancı yolundan ayrılır.Bostancı yakası artık bu noktada bitmiş kaya dibi başlamıştır.

 

Kurşunlu kayasının batı tarafından yarma diye adlandırılan büyük iki tane boğaz vardır. Bu boğazlardan birinden kayanın tepesine çıkacak bir patika vardır. Bu patikanın kayanın kurşunlu köyüne bakan yüzünün hiç bir yerinden kayaya çıkılmaz.

 

Yarmalar kayaya göre daha sık ve gür ıhlamur , meşe , gürgen , kızılcık ve fındık ağaçlarıyla kaplanır.Kurşunlu kayası Dede Doruğu denilen yerde en yüksek noktaya ulaşır.Burada da ayvaz tarla diye anılan Göl dağ’lılara ait bir tarla ve aynı adla adlandırılan tarlanın kıyısında küçük bir kaynak mevcuttur.Ayvaz kaynağı da diğer kaynaklar gibi yaz aylarında kurur.

 

Bu tarlanın kenarından kayanın tepesinden gelen eski katır yolu papazlar denilen çeşmeye iner. Eskiden çok faal olan bu yol şimdi sadece patikadan ibarettir.


 

KAYA DİBİ – KAYNAKLAR

 

Kayanın bizim köy tarafı kuz ya da kaya dibi diye adlandırılır. Buranın büyük bir bölümü kayadan yuvarlanan taşlardan dolayı taşlık ve çakıllıktır.Yine de çok sık bir bitki örtüsüyle kaplıdır. Hatta yarmaların altında çakıllık diye bilinen bir mevkii vardır.

 

Bu çakıllığın indiği yerde çok düzgün harman büyüklüğünde bir çukur vardır. Bu çukurun eskiden Türkmen – Göldağı arasında bir dinlenme yeri olduğu ;iki köy arasında gidip gelenlerin burada dinlendiği hatta o zamanın “papaz”larının burada halka toplantılar düzenlediği anlatılır. (kaynak : Mahir Erol )

 

Bu çukurun hemen batısında Azize taşı diye adlandırılan tek blok halinde büyük bir kaya bulunur. Azize taşının dibinde yağmurda koruma sağlayabilecek mağaramsı bir girinti vardır.

 

Azize taşının hemen kuzeyinde de zor zaman çeşmesi yapılmıştır.(01.07.1983) Bu çeşme şu anda rahmetli olan Zülkar Aga ve Mehmet Usta’nın gözetiminde ve çobanların yardımıyla tam olarak ayında yani Temmuz ayında işlerin sıkışık olduğu bir zamanda yapıldığından bu ismi almıştır.

 

Yapımında bende vardım. Tahminen 1980–1981 yıllarında yapıldı. Emeği geçenleri şükranla anıyoruz. Şu anda bu çeşme hâla hizmet vermektedir.

 

Zor zaman çeşmesinin 100-150 mt doğusunda Çamlık çeşmesi bulunuyordu. Bu çeşmenin çam ağacından oyularak yapılmış olukları ve kurnası hâla gözümün önündedir. Şimdi bu çeşmeyi depo üstüne indirdiler. Yeri hâla bellidir. Eski Göldağı yolu hemen dibinden geçiyordu.

 

Çamlık çeşmesi buradan alınıp depo üzeri denilen düzlük alana indirilmiştir. Hemen yanında büyük çam ağaçları ve önündeki düzlük nedeniyle mükemmel bir piknik çeşmesi olmuştur.İsminin nasıl konulduğunu bilmiyorum ama şimdiki adı Aşıklar çeşmesi’dir.Hıdrellez şenlikleri bu çeşmenin önündeki düzlükte yapılmaktadır.Buraya toplanan halkın o günkü su ihtiyacını bu çeşme karşılar.Diğer zamanlarda da köyün gençleri top sahası olarak kullanırlar.

 

Bu düzlüğün yanında ufak bir düzlük daha vardır. Köyün eski su deposu'da bu tepede bulunur. Bu depo rahmetli Mehmet Kadife’nin muhtarlığı zamanında yapılmıştır.Bu depoya gelen sular kaynaklardan borularla gelir fakat şu anda çok az su kaldığından bu deponun suyuda yeni depolara aktarılmıştır.Bu yüzden buraya depo üstü denir.

 

Eskiden burada da depodan akan fazla suyu değerlendirmek için yapılmış bir çeşme ve koyunları yıkamak için yapılmış bir havuzda vardı.Havuz hala duruyor fakat çeşme iptal edildi.Havuzun hemen altında da çok büyük bir armut ağacı bulunuyordu. 1976 yılındaki tufanda o armut ağacıda kırıldı. Doluyla karışık fırtına olmuştu. Göl ovasında hiç bir tane ekili mahsul bırakmadı. Hatta bütün ağaçların batı kısmındaki kabukları zedelendiğinden hala izleri duruyor.

 

Depo üstünün yeni mezarlığa bakan yüzünde de rumlardan kalma bir armut ağacı bulunuyor. Hâla ayakta ama korumaya alınması gereken tarihi eserlerimizden biride çok yaşlı olan bu ağaçlardır. Bunlardan bir tane de eski mezarlığın köşesinde bir tane de yine depo üzerindeki tuz taşlarının altında bulunan bir ağlat ağacı hala ayaktadır.

 


KAYNAKLAR

Kaynaklar zor zaman çeşmesinin batısında eski çeşmelerin olduğu, çobanların eskiden hayvanlarını sulayıp öğlenleyin yatıştırdıkları düzlüklerin olduğu bölgedir.Kaynakların olduğu düzlükte 2-3 adet büyük armut ağacı vardır.Bunların şuanda sadece bir tanesi duruyor. Bunların altlarında öğlenleri davar sürüleri yatardı. Şu anda ayakta kalan tek armut ağacının hemen yanında manda gölü vardı.İçerisinde uzun süre su dururdu. Şuanda gölcük duruyor fakat içerisinde su yok.

 

Manda göletlinden biraz daha batıya doğru çıkıldığında Rasim’in cevizler diye bilinen tarlanın kıyılarında 8 –10 tane büyük kiraz ağaçları ve tarlanın içinde de büyük ceviz ağaçları vardı. Bu kirazlar eski Göldağı yolunun kıyısında idi.Gelip geçenler bunlardan yiyordu. Şuanda bunların hiç birisi kalmadı.

 

Kurşunlu Köyü kurulmadan önce buralarda yaşayan insanlar büyütüp yetiştirdiği hazır ağaçları bile koruyamadık. Eski Göldağı yolu köyden papazlara kadar türlü meyve ağaçlarıyla donatılmış durumdaydı. Bu meyve ağaçlarının çok azı günümüze kadar gelebilmeyi başarmıştır.Bu gün ayakta kalanları bari hep beraber koruyarak vefa borcumuzu ödememiz lazım.

 

Mesela bunların birkaç tanesini daha önce depo üstünü anlatırken saymıştım. Bunlar gibi kaynaklarda ki armut ve alıç ağaçlarıda koruma altına alınmalıdır.

 

Zamanında bu vadinin yani eski Göldağı yolunun köyle papazlar arasındaki kısmının yolun iki tarafının da sebze ve meyve bahçesi olarak kullanıldığı , buraların papazlardan gelen küntlerle sulandığı hâla küntlerin birçok yerden çıktığı , bahçe yerlerinin de belli olduğu iyi bir gözlemci tarafından kolayca fark edilir.

 

Buraların bahçelik olduğunu Aktaş köyünde yaşamış ihtiyarların Göldağı’na demir ( pulluk demiri , balta , keser gibi )yaptırmaya gidip gelirken gördükleri ve çocuklarına bu şekilde anlattıkları yaptığım araştırmalarda anlaşılmıştır.

 

Aktaş köyünde yaşamış olan “Çerkez İsmail” isimli şahıstan kendim dinledim.Ona da babası anlatmış. Kaynaklardan Göldağı köyüne doğru olan mevkide bizim köye ait epey arazi vardır. Bunlar Uzun İsmail’in tarla , Kambur Lütfü’nün tarla ve Rasim’in cevizler gibi sahiplerinin adlarıyla bilinirler.Şuanda hiç birisi kullanılmamaktadır.

 

Göldağı yolu kaya dibini takip ederek bu vadiden gider. Yol çok virajlıdır.  Bu yüzden kış aylarında ulaşım oldukça zordur.Bu vadi genellikle sık çam ağaçları ile kaplıdır.Kuz tarafı ise gürgen , meşe , kızılcık ve ıhlamur ağaçları ile kaplıdır.Kuzda seyrekte olsa orkide ye de rastlanır.Çok çeşitli olmasada bir iki değişik türü mevcuttur.

 

Çamların bittiği yerden itibaren papazlar başlar. "PAPAZLAR" burası ismini papazın yaptırmış olduğu çeşmeden almıştır.Bu çeşme hâla hizmet vermeye devam etmektedir.

 

Bu çeşmenin biraz altınada Kara Bekir’in çeşmesi yapılmıştır,Papaz çeşmesi define arayıcıları tarafından çok kez tahrip edilmiştir. Buralarda Rumlar’dan kalma define olduğu sanılıyor.Papazlar muhit olarak Kurşunlu sınırları içerisindedir. Fakat buradaki araziler Göldağlılara aittir.Şu anda onlarında çoğu kullanılmamaktadır.

 

Papaz çeşmesinin tepesinden itibaren Göldağı sınıra başlar.Bu mevkiide yer yer toprak kaymaları oluyor.Zaman zaman bizim köye doğru epey büyük göçükler oluyor.Buda burasının sağlam bir zeminin olmadığı kanısını uyandırıyor.

 


DÜZ DAĞI

 

Papazların güneyinden itibaren düz dağı başlar.Bu dağ genelde meşe ve ardıç ağaçlarıyla kaplıdır.Çam çok az bulunur.Yıllarca Kurşunlu’nun yakacak ihtiyacını bu dağ karşılamıştır.Yakın zamana kadar bu dağdan eşeklerle odun getirilityordu.

 

Artık köyde fazla genç kalmadığından ve insanların yakacak olarak kömür kullanmaya başlamıasından dolayı odunculuk azalmıştır.Bu dağın rakımı oldukça fazla olmasına rağmen üzeri adından da anlaşılacağı gibi oldukça büyük düzlüklerle kaplıır.Önceleri Göldağlıların kullandıkları birkaç tarla vardı.Fakat şimdi onlarda terk ettiler.Bu yüzden davar sürülerine mükemmel bir otlak görevinide üstlenmiş durumdadır.İ

 

lk baharda bu dağ mükemmel bir renk cümbüşü olur.Doğası çok zengindir.Daha üzerinde kar dururken akçabardaklar (kardelen)açmaya başlar.Ardından pıtırcık , çiğdem derken buranın baharı hiç bitmez.Kelimenin tam anlamıyla kekiğinden , kekliğine bir çok canlı türüne kol kanat geren bir konumdadır.

 

Düzdağınında heryer gibi bilinen mevkiileri mevcuttur.Bunlar kör kuyu , düz dağının kuzey kısmında koca kuzun başlangıcında yer alır.Eskiden kullanılar bir tarlanın içindedir.Fakat içi taşla doldurulmuştur.Şu anda kullanılmıyor.

 


BOK BÖLDÜREN DERESİ

 

Kör kuyudan kaynaklara inen deredir.İçinde bir adet ceviz ağacı vardır.Bir patika yol ile kaynaklara inilir.

 


GÜBRELİ DÜZ

 

Kör kuyunun Göldağı tarafındaki düzlüklerdir.Yaz aylarında davar sürüleri geceleri burada yatırıldığından oldukça kalın bir gübre tabakasıyla kaplı olduğudan bu ismi almıştır.Fakat artık sürüleri dağda yatırma alışkanlığı kalktığından şuanda anlatılanlardan eser yoktur.


 

DİPSİZ KUYU

 

Gübreli düzün üstünde de dipsiz kuyu diye bilinen bir kuyu vardır.Zamanında bu kuyunun etrafının çok sık ormanlarla kaplı olduğu , sırf bu kuyuyu doldurmak için bu ağaçların ve etrafındaki taşların bu kuyuya doldurulduğu fakat kuyunun dolmadığı ve dibininde görülmediği bilinir.Bu bence bir volkan ağzı olabilir.

 

Hala üzeri açık şekilde duruyor.İçine canlı köpek salınmış , köpeğin sesinin bir kaç dakika duyulduktan sonra kesildiği söyleniyor.Bu yüzden dipsiz kuyu diye bahsedilir.Göldağı köyünün hemen üzerindedir.

 


KOCA KUZ

Düz dağının güneyinde Koca kuz ( kara kuz ) başlar.Karaağaç köyünün üzerinden başlayarak Vayıs ovasının güneyinden , alanlara kadar olan sık ormanlarla kaplı kısma Kara kuz adı verilir.Vayıs ovasının hizasında en sık kısmı bulunur.Bu ormanın çoğu yerinde ağaçların sıklığından yürümek mümkün değildir.

 

Yol ve patikalar kapandığı için buralara pek çıkan olmaz.Köye uzak oluşu nedeniyle kesimde yapılmaz.Bu ormanda genellikle gürgen , meşe , akfındık , ıhlamur , kızılcık ve alt eteklerinde de sık çam ormanı vardır.Göldağı tepesine kadar çıkar.Karaağaç köyünün doğusunda bulunan Karanlık dereden itibaren bizim köye aittir.Karanlık dere Karaağaç ile sınırımızı oluşturur.

 

Koca kuzun belli başlı bilinen nıktalarıda şöyledir.Vayıs ovasının hizasında Armutlu , Alanların doğusu Pomak Ali ve Hasan Çavuş’un tarla , onların doğusunda Paşa Hasan’ın çukur , onunda doğusunda Eyüp Aga’nın tarlasına kadar Kara kuz uzanır.


KİL KAYNAĞI

İsmini nerden aldığını bilmiyorum ama köyümüzde o çeşmeyi bilmeyen yoktur.İnce çavdar sapı kalınlığında akan ve hiç kesilmeyen , etrafına küçücük olmasına rağmen çok büyük canlılık veren , oradaki yaban hayatını sulayan küçücük ağaçtan bir oluğu olan şirin bir çeşme idi.

 

Burası Eyüb Aga’nın tarlanın altındaki Raşit’in Sali’nin tarlasının kıyısında yer alıyordu.Ama oda yıllara mı desek insanlara mı bilmiyorum malesef onuda kaybettik. Ama ismi daha hâla yaşıyor.

 

Burası daha faal durumda iken bir çok kuş türüne su kaynağı olmuştur.Oradan her geçişimde oluğundan su içen bir kaç üveyik , göde , karabakal veya bülbül görürdüm.Belki uğraşılsa o su tekrar orataya çıkarılabilir.Hatta kil kaynağı kekliklerin en yoğun yaşadığı bölgelerden biriydi.Şimdi onlarda azaldı.

 

Bu suyun eskiden Eyüp Aga’nın tarlanın harman yeri olarak bilinen yan taraftaki düzlükte bir su kuyusunun bulunduğu kil kaynağında o kuyudan sızma su olduğu söylenir.Şimdi ne kuyu nede çeşme var.

 

Kil kaynağından kaynaklara doğru ormanı yangınlardan korumak için yeni bir yol açılmıştır.Bu yoldan artık traktörlerle kil kaynağına kadar gidilebiliyor.Önceleri sadece eşek yolu vardı.Bu mevkide genellikle çam ağaçları vardır.Kaynakların üstündeki tepeye kel tepe denir.Bu tepe kayalık olup bodur ağaçlarla kaplıdır.Buradan da köy çok güzel görünür.Keltepeye çıkan eski yolun olduğu yere de sarı bayır denir.

 

Kel tepenin altındaki düzlüğe Sali’nin düz denir.Bu düz tarla ve aşağı doğru inen yolun iki tarafındaki tarlalar zamanında Raşit’in Sali Aga tarafından uzun süre kullanılmıştır.Bu yüzden bunlara Sali’nin cevizler de denir.Bu tarlanın anlıklarında bir sürü ceviz ağacı vardı.Şu anda bunların bir çoğu kurumuş durumdadır.

 

Bu arazilerin alt kısmına Gübür Mahmut’un dere denir.Yol bu dereden geçerek tarlayı ikiye böler.Sali Aga’nın düzden inen bu yol üzerinde Azmi’nin vurulduğu yer yazan bir taş vardı.Yakın zamana kadar yolun kıyısında duruyordu fakat o da seller tarafından sökülmüş.Şu anda yok.

 

Kil kaynağının altında demircini dere başlar.Bu derenin doğu yakası Demir dayının çamlık ; batı yakası ise bağlar yakası olarak isimlendirilir.Bu yakada 1960’lı yıllara kadar köyden çoğu kişinin bağları olduğu ve mükemmel ürün aldıkları anlatılıyor.Şu anda hala bağ yerleri ve o zamanda n kalma yabani bağ kütükleri mevcuttur.Fakat çalışmayaınca şu anda faal durumda hiç bir bağ yoktur.

 

Bağlar sırtının batı yakasından itibaren kuş konmaz başlar.Bağlar yakası genelde bodur pırnal ve meşe ağaçlarından oluşan bir bitki örtüsüyle kaplıdır.Bu yakada ayrıca yabani kırmızı ve eflatun laleleri bulabilirsiniz.Kuş konmazın güneyindeki meşelik alana Sakallının meşelik denir.Bu alan daha çok meşe ağarlıklı olup alt eteklerinde çam da bulunur.Kuş konmazdaki tarlalar da zamanında “Şabanlar” tarafından ekiliyordu.Şu anda ekilmiyor.

 

Kuş konmazın altından , ovadan başlayarak yanlamasına giden yola yan yol denir.Yan yol bizi yörük yaylasına götürür.Bu mevkide geniş düzlükler mevcuttur.Hepsi sahipli olmasına rağmen şimdi hiçbiri kullanılmamaktadır.

 

Yörük yaylasının bilinen noktaları şunlardır.kuş konmaz tarlasının hemen batısında kestane vardır.Burası ismini bu tarlanın hemen kıyısında bulunan büyük bir yabani kestane ağacından alır.Kestanenin alt kıyısında yaz aylarına kadar kurumayan bir kaynak vardır.Hatta Rahmetli Yörük Ayşe bu tarlanın üst kısmında bir çeşmenin olduğunu kendisinin orada hayvanlarını suladığını anlatırdı.Fakat o çeşmeden her hangi bir işaret gözükmüyor.Kestanenin batısına iğdeli denir.Burada epey iğde ağaçları mevcuttu.Şu anda varmı bilmiyorum.Onun yanında da erikli vardır.

 

Yörük yaylası ile Vayıs’ın arasında yüksek olmayan daha çok ardıç , meşe , pırnal ve sakızlık ağaçlarından oluşan bodur bir orman vardır.Birde bu mevkiye ismini veren kavlan ağacı vardır.Bu yüzden buralara kavlanlık ta denir.Dış kabuğu kırmızı ve yapraklarını dökmeyen bu ağaç türü her yerde görülmez fakat buralarda çok bulunur.

 

Bu ağaç görüntü olarak çok güzeldir.Hatta meyveleri de yenir.Bu mevkide bilinen noktalar Koca Sali’nin dere ve Raşıtların saya yeri yeri diye adlandırılan mevkileri vardır.Bunlardan sonra Vayıs başlar.Buranın yolu Koca Sali’nin derenin batısından itibaren ana yoldan ayrılan bir kara yoludur.


VAYIS

Vayıs ovasının güney kıyısında ova ile dağın birleştiği etekte Vayıs kuyusu vardır.Oldukça eski olan bu kuyu Rumlardan kalmadır.bu kuyuda koruma altına alınmalıdır.Çünkü bu şekilde serenli kuyular oldukça azalmıştır.Bu kuyular çok güzel bir görüntü oluşturur.Ağaçtan olukları vardır.Buradaki hayvan sürülerinin Vayıs’taki tek içme suyu kaynağı budur.

Vayıs ovası köye epey uzak oluşundan dolayı artık fazla kullanılmamaktadır.Sadece arpa ve buğday ekiliyor.Önceleri ayçiçek , karpuz , mercimek , nohut gibi birçok ürün hatta bi ara pancar bile ekiliyordu.Şimdi insanlar fazla uğramadığı için “domuz”sürülerinden hiç birşey alınamıyor.

 

Ovanın batı ucunda Karanlık dere başlar.Bu dere bizim Karaağaç köyüyle olna sınırımızıda oluşturur.Bu dere Gölpazarı yolunun geçtiği Dikenli boğaz’a kadar iner.

 

Dikenli boğaz Karaağaç ovasının doğu ucundan başlar.Göl ovasına kadar devam eder.Çok virajlı olması ve kış aylarında çoğu yerinin güneş görmemesinden dolayı buzlanması , bu boğazı zorlu bir yol yapar.

 

Kurşunlu’nun sınırı Karanlık derenin başından Susuz çeşmesi’ne kadar bu yolu takip eder.Susuz çeşmesinin olduğu noktadan Susuz yolu ayrılır.bu yoldan itibaren de bizim köye ait tarlaların bulunduğu Susuz yakası başlar.

 

Bu boğaz ve Susuz yakası genelde meşe , pırnal , ardıç ve kavlan ağaçlarından oluşan bodur ağaçlarla kapıdır.Susuz çeşmesinin üstündeki tarlaların doğusunda Çerkezin dere vardır.Bu derenin üzerinden , Bolatlı tarlalarının altından doğuya doğru giden ve yörük mezarlığına inen patika yol da Bolatlı köyüyle olan sınırımızdır.Susuz çeşmesinden yörük mezarlığına kadar olan mevkide Gölpazarı yolu bizim köyün sınırları içinde gider.Yörük mezarlığı aynı zamanda dikenli boğazın bittiği ve Göl ovasının başladığı yerdir.

 

Buradan bizim köye giden bir kara yolu ayrılır.Bu yol Ramadanların saya önü diye adlandırılır.Bu yolun biraz güneyinde göl arazisi başlar.Beşevler’ le sınırımızda Göl arazisinin onların tarlalarıyla birleştiği yerden devam eder.

 

Köy yoluna kadar bu şekilde gelen bu yol buradan itibaren o tarihlerde yeni tapu kadastronun geçtiği 1983-1984 yıllarında ihtilaflı idi.Onlar yani Beşevlerliler tarlaların birleştiği noktadan ; bizim köylülerde asfaltı takip ettiğini iddia ediyorlardı.Sonuç sormak lazım.Yani Beşevlerle Karaçayır ve Balaban’a kadar sınırımız devam eder.

 

Balaban kanalının doğusunda da bizim köyün bir miktar arazisi bulunuyordu.Fakat bunlar Gölpazarlı’lara satıldığından şu anda kanalın doğusunda bizim köyün arazisi bulunmamaktadır.

 

Bu yüzden Gölpazarı ile sınırımız Balaban kanalını takip ederek Taşburnu’na kadar devam eder.Taşburnu’ndan itibaren batıya doğru olan sınırımız Bostancı yakasının zirvesini takip ederek Koca mezarlığa (Bostancı mezalığı)na iner.Buradan da kayanın tepesinide takip ederek ayvaz tarla yolunu takiben Papazlara iner.

 

1983 yılındaki tapu kadastro çalışmalarında bizzat görevli olduğum için sınırımız bu şekilde çizilmiştir.İhtilaflı olarak sadece Beşevler’in sınırında sorun çıkmıştır.diğer komşularımızda sorun yoktur.O yıllarda yapılan tapulama çalışmalarında bilir kişi olarak görev yapanlar şunlardır. Adem Durak , Rasim Akbilek , Ahmet Engin , Niyazi Özçetin , Basri Gökay ve Ahmet Altan.

 

Beşevlerle de bizim köyün iddasına göre yörük mezarlığından itibaren sınır asfaltı takiben şu anki Beşevlerin yarısının yani yolun güney kısmınında bizim köyün sınırları içinde kaldığına itiraz edilmişti.Herhalde çözülmüştür.


KÖY ALTLARI

Bu araziler Göl arazisine dahil değildir.Taşburnu’ndan gelen kara yolunun güneyinde kalan ve dağın eteklerine kadar uzanan parçaların Noman’ın kuyuya kadar olanlarına baraka üstleri denir.Noman’ın kuyudan itibaren Kızılbaşın dereye kadar uzanan ve köyün alt kısmı yani kuzeyinde kalan parçalara da köy altları yada hüyük altları denir.

 

Köy altında Demircinin derenin hizasında büyük bir höyük vardır.Bu höyük çok düzgün ve belirgindir.Üzeri önceden köyün bağlıkları olarak kullanılmıştır.Şu anda bu bağlarda bakımsızlıktan kurumuştur.Fakat çok yakın zamana kadar kullanılan ve mükemmel üzüm veren bağlar vardı.

 

Bu höyüğün bir benzeride ovanın ortasında yer alır.Köy yolunun kıyısındadır.Bu höyüğün kuzey kısmında kış aylarında su biriktiğinden pek tarıma elverişli değildir.Çayırlık olarak kullanılır.Şu anda buradaki arazilerde “tavuk çiftliği”yapılacak diye yabancı birine satılmıştır.Temelleri atılan çiftlik şu anda terk edilmiştir.

 

Bu höyükte her hangi bir yerleşim yeri bilinmemesine karşın eteklerinden ev temelleri ve eskiden kullanılmış malzemeler çıkmaktadır. Belki de bir zamanlar yerleşim yeri olarak kullanılmıştır.

Hazırlayan: Nuri YILDIRIM

 

Sende Gönder! Fotoğraf ya da video eklemek için tıklayın.

Yorumlar


   Hiç Yorum Yapılmamış. İlk yorumu siz yapın...


Bu içerik bugün 4 kez, toplam da 4893 kez okundu.